Kadın ve erkeklerin orgazm konusunda birbirlerini yanılttığı birtakım
düşünce ve tutumlar içine girebildiklerine sık sık tanık olunur. Sonuçta
ortaya çıkan yanılgıların, yaygınlık kazanmış olan bazılarının üzerinde
durmak gerekir. "Eğer erkek yeterince dayanabilirse, her kadın orgazma
gelebilir !" Bu iddia ancak kısmen doğrudur. Uzun süren bir koitusun sonunda
erişilen doruk, teknik olarak orgazm sayılsa bile, hedefe varmak için
girişilen acele ve endişe içinde, işin bütün zevki kaybolup gidecektir.
Yazdığı kitaplar satış rekorları kıran ünlü fahişe Xaviera Hollander, en
yoğun orgazmların, ilk 5 dakika içinde gerçekleştiğini söylemektedir.
Aslında birçok bilimsel araştırma da bu iddiayı doğrulamaktadır. Dolayısıyla
zevkli bir cinsel birleşmenin anahtarı, özenli ve uzun ön oynaşma süreci
olmaktadır.
"Kadın gelmeye başlayınca, erkek mümkün olduğunca sert hareket etmelidir !"
Oysa bunun tam tersi geçerlidir; erkek olabildiğince hareketsiz kalmalıdır.
Ancak böyle olursa, hem kadın hem de erkek, kadının kasılan dölyolu
kaslarının farkına ve hazzına varabilir. Hollander, kendi kendilerini
uyararak ulaştıkları orgazmların, niye cinsel birleşmede ulaştıklarından
daha yoğun olduğunu soran çok sayıda kadının mektubuna verdiği cevapta,
meseleyi, dölyolu kaslarının kasılmasını algılayabilmeye bağlamaktadır. Her
ne kadar bu konuda kadından kadına farklılıklar söz konusuysa da, genel
olarak orgazm sırasında erkeğin sert hareket etmesini gerekçeleyen herhangi
bir ipucu yoktur.
"En iyi orgazmlar, eşanlı olanlardır !" Bu da yanlıştır. Uzun süre birlikte
olmuş insanların eşanlı olarak orgazma gelmesi hem mümkün, hem de zevkli
olabilir. Ancak bu, doğal olursa haz verebilir. Aksi durumda, duyguları geri
plana iten bir koşuşma söz konusudur. Eşlerden birinin önce gelmesi, hiçbir
şekilde diğerinin orgazma ulaşmasını engelleyemeyeceği gibi, tersine,
eşlerin üzerinden yetişme ya da erteleme endişesini kaldıracağı için,
birleşme sürecinin zevk boyutu öne çıkabilecektir.